<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edebisanat</title>
	<atom:link href="http://www.edebisanat.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebisanat.com</link>
	<description>Edebiyat Blogu</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 May 2012 14:36:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Gün Doğmak Bilmiyor</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/gun-dogmak-bilmiyor/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/gun-dogmak-bilmiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 14:35:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Gün Doğmak bilmiyor gökyüzüme Sarı düşler görürüm sana dair beli beli belirsiz bir hatla kurcalarsın zihnimi bazen acı bir tat bırakır damağımda uyandığımdan senle başlamış bir rüyadan, Sevmek isterken bir başak gibi kururum, solarım ya … ama hep sessiz kelimeler… sahibinden habersiz.. Bir vadide yankılanan uzaklaşan kelimeler gibi nerden geldiği kime gittiği meçul … Kışı özleyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://i50.tinypic.com/2m6o601.jpg" alt="" width="392" height="427" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gün Doğmak bilmiyor gökyüzüme<br />
Sarı düşler görürüm sana dair beli beli belirsiz bir hatla kurcalarsın zihnimi<br />
bazen acı bir tat bırakır damağımda uyandığımdan senle başlamış bir rüyadan,<br />
Sevmek isterken bir başak gibi kururum, solarım ya … ama hep sessiz kelimeler… sahibinden habersiz..<br />
Bir vadide yankılanan uzaklaşan kelimeler gibi nerden geldiği kime gittiği meçul …<br />
Kışı özleyen bendim, el açıp duaya duran…<br />
Bu bir şiirse sana özlemimi anlatan, her beyittin de bir masal gizli, her mısrası bir sır, her kelimesi ben, mavigözlerinde hapsolan..</p>
<p>Dağılmaksa bu toparlanmadan, bir dağılma ki ayrı düşmeye rahmet okutan..</p>
<p>Bir Ezgi ise bu, aramızda kalan çoktan sözleri dudaklardan yitirilmiş unutulmuş bir bestenin sahibidir..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/gun-dogmak-bilmiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gülüşünün Efsunuyla Sil Gözyaşlarımı</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/gulusunun-efsunuyla-sil-gozyaslarimi/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/gulusunun-efsunuyla-sil-gozyaslarimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 13:48:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[Soylu masallar biriktirdim sana, gövdenin yangın ovalarında yer aç varlığıma Yağmur bakışlarının ülkesine ilticam var, kırarak zincirlerini gövdemi sarsana Coşkumun sarı denizlerinde isimsiz şiirler gezer, yüreğimin fısıltısını duysana Efsane güzelliğinin ölümsüz bağlarında şölenim var, gel yar aşkın coğrafyasına İki yüzü de paslı bir kilit ve uçları yıpranmış bir halat ağırlığı gövdem. Sözümün katmanlarında tonlarca aşk, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://i45.tinypic.com/xkspk3.jpg" alt="" width="406" height="398" /></p>
<blockquote><p>Soylu masallar biriktirdim sana, gövdenin yangın ovalarında yer aç varlığıma<br />
Yağmur bakışlarının ülkesine ilticam var, kırarak zincirlerini gövdemi sarsana<br />
Coşkumun sarı denizlerinde isimsiz şiirler gezer, yüreğimin fısıltısını duysana<br />
Efsane güzelliğinin ölümsüz bağlarında şölenim var, gel yar aşkın coğrafyasına</p></blockquote>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><em>İki yüzü de paslı bir kilit ve uçları yıpranmış bir halat ağırlığı gövdem. Sözümün katmanlarında tonlarca aşk, göğsümün uzantılarında inadına sevda ve ruhumun kıraçlarında yaşamak şarkıları duyulur bu yüzden. Zincir gövdemi sarar, efsane tanrılar aşklarımı kutsar, asırlardır ölümler ruhumun izbelerinde işte bu yüzden gezer. Her gözyaşı kendi ırmağını arar, bundandır isyankâr yüreğimizdeki devinimler.</em></p>
<p>Hayat, o kurumuş ovaların, gözaltlarımızdaki çukurların alaz gövdesindeki kuş yuvalarına benzer, yağmursuz günlerin mayınlı alanlarında bir çiy damlasına muhtaç tohumca konuklarını bekler. Yüreğimizin mor ütopyasındaki yaralı bir ömürdür yüzümüz ve bundandır örselenmiş bir tay gibi o cehennem ağzına ağır ağır yürüyüşümüz.</p>
<p>Dilim lal olur bir gün sevmelerden, sevip de dokunamamaktan. Benim coşkulu denizlerimde ipekler bir sevgilinin sırtındaki şal gibi gezer, seni düşündükçe yorgun dizlerime uzak yolların sızısı iner. Bir ip sarkar gövdemin uzantılarına kimi, gün bulutun ardına kaçar, güneş göğsümdeki yalnızlık boşluğuna iner ve böylesi anlarda yüreğime karıncalar köpükten kuleler örer.</p>
<p>Yankısını dilimizden düşürmediğimiz o çocuksu kırlara bahar polenleri yağıyordu sen giderken. Göğsündeki laleye sevdalanmam bundandır yar. Kırık sözlerimin o hicaz suları basarsa gün gelir ülkeni, şiirlerimin ebemkuşağına binerek yüreğimin köşküne gel, akla sula utangaç sevda çiçeklerimi. Ben umutların güneşine sırtımı dayıyorum seni düşündükçe, gönlüm sensizlik ateşleriyle yanmasın diye.</p>
<p>Her saçak sürgün verir öfkelerin derinliklerine ve taş sancıyı gizler sert iklimlerinde. Her aşk mağrur bir yalnızlık koyudur, bu yüzden dalgaları besler şefkatli göğsünde. Sesin su olsa şimdi, gönlümü dolaşsa ve düşünüşlerimiz yıllarla sarmalanıp okyanusları aşsa. Bir gemi olsa mutluluk sözler anlamını bulsa, duygular geniş ovalarda başağa dursa. Sevgiler olsa yaşanmamış, tüm acıları, aldanışları ve anlamsızlıkları unuttursa.</p>
<p>Ah yar! Özlemin dilsiz kuytusunda tenime alev olsa bakışların, an sussa gövdenin gökçül raksıyla. Kanımda har olsa sevilerin, bedenim yıkıntılarda kalsa da bitmese öldüren öpüşlerin. Ucuz masallar yazsa yaşlı bir adam sahipsiz hanlarda, yüreğinde efsunlu bakışlı bir kadın dolaşsa. Yoksul giysilerini soyunsa daha sonra anlar ve bir daha şafak sökmese.</p>
<p>Tınısı yüreğimizden yansıyan, tasası gerçeğimizle harlanan o suskun anların ayrık yollarında yorgundur vakit, yokluk sürerken bir adam terli alnına. Bir kavuşmanın hüzünlü gölgesi vurur göğsüne aşkın, sürgüne atılır anlar, sıkılırken boğazımızda yumruklar. Yapışkan düşünüşlerin bildik raksını yapar özlem, gülüşün dağlara çıkar, susuşun sevda olur gönlümü harlar.</p>
<p>Yıldızlarla dans ettiğimiz o uzak gecelerin koynunda bütün aşkları o yıldız tepesinde asardık, dilimizin acıdan eskiyen darağacında. Hesapsız öpüşlerin ve yasak sarılışların kandilini rüzgâr yüzümüze üflerdi, biz ömürsüz bakışların sıcacık ellerinde birbirimizin olmayı yasalaştırdığımızda.</p>
<p>Umut, yaralı bir avuç içi gibi kurşun arar sancısını dindirecek, aşkın zindanından bir kol uzanırken sevginin mezarlarına. Yıl dönümlerini anlaşılmazlıklarla ve aldanışlarla kutladığımız bir ömrün sarı coğrafyasına yeni umutlar serperiz, gece uykuların en hasını, en alasını sararken. Der şair; ’neyin çabası kalmak, gitmek ki, nereye kadar ah’. Kapanır perde, bürünür kızıl bir çaresizliğe ve vurur kapıları aşkın zincirleri kopmuş yalın bir elim sendeliğe.</p>
<p>Sevmek sağlam duruşta asildir. Süslü lafların arasına sıkışmış bir çeşni olmamalı. Bu insan seli ortasında unutulup yitmemeli. Tutunmalı yüreğe tüm haşmeti ile ve söylenmesi gerekenler söylenmeli. Bu kadar kurt kapanı varken insanların karakterlerinde, zamanın çirkin dişlerinde öğütülüyorken hayat susmak ne kadar gereksiz ve en güzel sözcükler ise henüz keşfedilmemiş bir ülke kadar gizemli. Şimdi vakit; eski bir kulübenin, her hüzünde yıkılmış bir başka duvarının ardına siperlenerek aşkın son bestesini yapma vaktidir.<span id="more-173"></span></p>
<p>Bir zamansızlık düşünüşünün sözleri raks edince perdede, hercai sorguların kimlikleri atılır denizlere. Yanağımızdaki yaş yüreğe yürüdükçe ve ruhumuzdaki gelgitleri sokak köpekleri kemirdikçe can bedeni arar, uzaklarda bir yaşanmışlık öyküsü hicranlı denizlerde ay ışığını bekler. Yürekler kırık döküktür hayatın keşmekeşli trafiğinde. Soluk alamadığımız anlar geçer ciğerlerimizden. Karanlıkla beraber düşer şehre bir efkâr yumağı, gün ufukta batıp giderken son gayretle boyar kızıllığına gökyüzünü. Sanki ’unutma beni’der gibi. Ama o bile ertesi gün doğana kadar unutulur.</p>
<p>Muammalarla örülü saraylarımızın anılarla sıvanmış duvarlarına yaslanarak bir soru sorarız kendimize, ’düşlerin hıçkırıkları neden sessizdir’ diye. Hayali bekleyişlerin sularında korkularımız gerçeğe taşır kimi bizi, avuçlarımızdaki düş yamalıklarına gönül iğnelerimizi batırdıkça. Sızılı bir yakarış olur düşünmek, aşkın sularını dağlardan düze aşırdıkça.</p>
<p>Kaygılarla biçimlenmiş hayat sularına rüzgârın nefesi düşer, tutuşur o an içimizdeki derin seviler. Dalgaya sarılır coşku, gönlümüzdeki özlemin önünde eğilirken keder. Sıcacık bir ömrün içinden gelip geçer hayat suları, göğsümüzdeki yeşil dallara aşk oldukça bedel. Dağ olmuş gönül davalarımızın yorgun yollarında bir ömürdür dudağımızdaki haylaz ıslık, deli bir sevda tüter avuçlarımızdan. Göz göz olmuş yaralarımızın yanık yongalarına yağmur umarız göklerden, sevdanın katarları geçerken paralanmış ovalarımızdan.</p>
<p>Yangının damarlarını hapsedince gece utançlı bir mevsim senfonisi duyulur uzaklardan sessizce. Sızılı zemheriler dönencesinde avuçlarımızdaki dünler kurtulmak ister sarı odalarından, yaman bir şarkının sözleri ilişince dudaklarımızdaki heceye. An olur kurtulur aşk, yeniden yangın olur sarmalını kucaklarken sevgiyle dolu yürek.</p>
<p>Sonsuzluk demiyle paralanmış uhdelerimizin içsel tınılarıyla raks eder gölgeler kendi ekseninde. Sızılı bir yaşamın sorgu odalarında büyür kucağımızda ayrılıklar. Kırk bir yerinden örselenmiş bir öykünün sayfalarını karıştırdıkça aslında hep aşk damlar ve sıkılı avuçlarımıza yuva yapar kimsesiz kırlangıçlar. Ruhumuzun fırtınalı denizlerinde alabora düşler kurarken biz, içimizdeki sevinçlerin kayıklarıyla çok öteleri düşleriz. Her fırtına alabora etmez amma, sonsuzluk kıyılarındaki boş kumsallarda bir başınalığımızla kaldıkça yüreğimizdeki incileri kimselere göstermek istemeyiz.</p>
<p>Hikâyesi: Ağlamak, kılıftan ayrılan bir bıçak sırtı, umutlarımızın kekre yangınlarına sürtünerek iç çeken. Ağlamak göldeki tortu, o saydam tabakayı alıp yüzümüze süren. Ağlamak düşlerin küflü ruleti, hangi yana dönsek yangınlarla tutuştuğumuz ve bir aşk hıçkırığıyla zerrelere bölündüğümüz.</p>
<p>Selahattin Yetgin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/gulusunun-efsunuyla-sil-gozyaslarimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünce ve Fark?</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/dus-ile-dusleme-arasindaki-fark/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/dus-ile-dusleme-arasindaki-fark/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 21:51:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=141</guid>
		<description><![CDATA[Bu Yazımızda Gaston Bachelard &#8221;Düşlemenin Poetikası&#8221; adlı kitabı üzerine konuşacağız.Bachelard kitabında düşlerin kurulma ortamları,bu ortamların yarattığı düşler,düş farklılıkları, düşlerin cinsiyete göre ayrımlarları tartışırken, bu düşlerin şairlerin dizelerinde bulduğu hayatiyeti ortaya koyuyor Bachelard düşşelliğin açıga çıktığı edebi eserlerden şiir üzerine devam etmekte.Çünkü şiir hem düş kuranı, hem de düşkuranın dünyasını inşa eder. Yazar, kitap boyunca edebi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i46.tinypic.com/160e6g4.jpg" alt="" width="167" height="186" /></p>
<p>Bu Yazımızda Gaston Bachelard &#8221;Düşlemenin Poetikası&#8221; adlı kitabı üzerine konuşacağız.Bachelard kitabında düşlerin kurulma ortamları,bu ortamların yarattığı düşler,düş farklılıkları, düşlerin cinsiyete göre ayrımlarları tartışırken, bu düşlerin şairlerin dizelerinde bulduğu hayatiyeti ortaya koyuyor</p>
<p>Bachelard düşşelliğin açıga çıktığı edebi eserlerden şiir üzerine devam etmekte.Çünkü şiir hem düş kuranı, hem de düşkuranın dünyasını inşa eder.</p>
<blockquote><p>Yazar, kitap boyunca edebi yaratı üzerine yogunlaştığı için pisikologların düş kurmanın doğası hakkındaki saplantılarına ve gözden kaçırdığı gerçeklere işaret eder.</p></blockquote>
<p>Bachelard geciçi ve şüpheci bir nesnelliğe sahip hayal gücünün, şairin devreye girmesi ile nasıl kalıcı ve öznel değerlere kavuşabileceğini şiirden , şairden örnekler verek açıklar.</p>
<blockquote><p>Şairin bize getirdiği hayaller karşısında tek başımıza asla hayal edemeyeceğimiz durumlarla karşılaşırız.O da bizden hayal kurmamızı,kurulan hayale eşlik etmemizi ister.Bu yüzden Başka bir şey düşünürken şiir okunmaz.</p></blockquote>
<p>Düşleme çogunlukla hafızadan yoksundur.Açıkca gerçeğin dışına kaçmaktır.Bu süreçte bilinç gevşer dağılır dolayısı ile kararır.Düş gören ilk önce dinginlige ulaşır sonra yükselir kendini unutmaya başlar.</p>
<blockquote><p>Okumak aynı zamanda düş görmektir. bu yüzden şiiri aynı hayal gücü ile okumamız gerekir.O, dünya gözü ile anlaşılmaz.,</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/dus-ile-dusleme-arasindaki-fark/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Roberto Bolaño ve Son Kitabı</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/110/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/110/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 21:49:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; Edebiyat Adına en keyifli deneyimlerden biri, adını pek duymadığınız, hakkında az şey bildiğiniz bir yazarın birdenbire bütün edebi beğenilerinizi ters-yüz etmesi kütüphanenizdeki öncelikli yazar listenizi güncellemeye zorlamasıdır sizi. Bu sözler ile başlar, ALİ EMİROGLU  şilili yazar Roberto Bolaño biyografisine.  Bolaño bu seferde 2666  isimli romanı ile karşımıza çıkmakta.Yazarın son kitabı ile birlikte toplam 3 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i47.tinypic.com/ermr2e.jpg" alt="" width="206" height="244" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<div>
<blockquote><p>&nbsp;</p>
<p>Edebiyat Adına en keyifli deneyimlerden biri, adını pek duymadığınız, hakkında az şey bildiğiniz bir yazarın birdenbire bütün edebi beğenilerinizi ters-yüz etmesi kütüphanenizdeki öncelikli yazar listenizi güncellemeye zorlamasıdır sizi.</p></blockquote>
<p>Bu sözler ile başlar, ALİ EMİROGLU  şilili yazar Roberto Bolaño biyografisine.  Bolaño bu seferde 2666  isimli romanı ile karşımıza çıkmakta.Yazarın son kitabı ile birlikte toplam 3 kitabı türkçe diline çevrilmiş fakat asıl ününü son kitabı 2666 ya borçludur. Bolaño yazın hayatına şiirle başlar daha sonraları şiirin karın doyurmayacağını ifade ederek roman alanına yönelir.Bolaño Vahşi Haifiyeleri yazdıktan sonra öleceğini sezmiş gibi tüm mesaisini kabiliyetini son romanı 2666 ya yogunlaştırır.Romanını bitirdikten hemen sonra 50 yaşında aramızdan ayırılır.</p>
<p>Fakat ilğinç olan bir şey vardır.Bolaño nun son romanı 2666  beş bölümden oluşmakta ve vasislerin herbirine bu kitabın bölümlerini bırakmış birer yıl arayla basılmasını vasiyet etmiştir.</p>
<blockquote><p>2003 yılında, 50 yaşınndayken hayata veda eden şilili yazar Roberto Bolaño’nun<br />
ölümünden sonra yayımlanan romanı 2666, Pegasus Yayınları tarafından dilimize<br />
kazandırıldı. Yayımlandığı günden itibaren büyük ilgi gören, yüzyılın ilk başyaptı<br />
olarak nitelenen kitap, sıradışı, lirik, hüzünlü ve zeki bir yazarla tantıştırıyor bizi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://i45.tinypic.com/2lnfech.jpg" alt="" width="199" height="253" /></p></blockquote>
<p>2666 beş uzun bölümden oluşuyor: “Eleştirmenlerle ilgili Bölüm”, “Amalfitano’yla ilgili Bölüm”, “Fate’le ilgili Bölüm”, “Suçlarla ilgili Bölüm” ve “Archimboldi’yle ilgili Bölüm”.<br />
Bu bölümlemelerden de anlaşılacağı  gibi, yazar her kısmın başılı başına  okunmasna imkân tanyacak şekilde tasarlamış romanı. Bölümler her ne kadar birbirinden farklı içeriklere sahip olsa da 2666’daki bölümler arasnda kurulacak bağlantılar, romanın yapsal özelliini ortaya çıkaryor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/110/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte En Çok Kazanan 20 Yazarın Listesi</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/iste-en-cok-kazanan-20-yazarin-listesi/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/iste-en-cok-kazanan-20-yazarin-listesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 20:42:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=57</guid>
		<description><![CDATA[&#160; FORBES Türkiye’nin 2011 satış verilerinden oluşturduğu ’’En Çok Kazanan Yazarlar’’ listesi, derginin Mayıs sayısında açıklandı. Türkiye’nin en çok kazanan yazarları Ayşe Kulin, Elif Şafak ve İskender Pala oldu. Listenin zirvesinde yer alan Ayşe Kulin, 2011’de çıkan ’’Hayat Dürbünümde 40 Sene’’ ve ’’Hüzün Dürbünümde 40 Sene’’ kitaplarında kendi anılarından yola çıkarak, 1941–1983 dönemini romanlaştırdı. Kulin’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i50.tinypic.com/301kdw6.jpg" alt="" width="250" height="188" /></p>
<p>FORBES Türkiye’nin 2011 satış verilerinden oluşturduğu ’’En Çok Kazanan Yazarlar’’ listesi, derginin Mayıs sayısında açıklandı. Türkiye’nin en çok kazanan yazarları Ayşe Kulin, Elif Şafak ve İskender Pala oldu.</p>
<p>Listenin zirvesinde yer alan Ayşe Kulin, 2011’de çıkan ’’Hayat Dürbünümde 40 Sene’’ ve ’’Hüzün Dürbünümde 40 Sene’’ kitaplarında kendi anılarından yola çıkarak, 1941–1983 dönemini romanlaştırdı. Kulin’in 2011’de toplamda 265 bin adet basılan bu iki kitabını, son romanı ’’Gizli Anların Yolcusu’’ izledi.</p>
<p><strong>Böylece 2011’e, ilk baskıları 100’er bin yapılan üç roman sığdıran Kulin, 8 milyon 173 bin 300 lira ciro ve 1 milyon 634 bin 660 liralık telif geliriyle yılı, ’’en çok kazanan yazar’’ olarak tamamladı.</strong></p>
<p>Listenin ikinci sırasında yer alan Elif Şafak’ın son kitabı ’’İskender’’, 2011’de 250 bin adet basıldı. Toplam baskı adedi 369 bini yakalayan romanı ile Şafak, 8 milyon 51 bin 500 lira ciro ve 1 milyon 610 bin 300 lira telif geliriyle ikinci sırada yer aldı.<span id="more-57"></span></p>
<p><em>İskender Pala, 536 bin adet baskı, 6 milyon 599 bin 900 lira ciro ve 1 milyon 319 bin 980 lira telif geliriyle listeye üçüncü sıradan girdi.</em></p>
<p>Listede dördüncü sırada 4 milyon 748 bin ciro ve 949 bin 600 lira telif geliriyle Zülfü Livaneli, beşinci sırada 8 milyon 515 bin lira ciro ve 851 bin 500 lira telif geliriyle Sinan Yağmur yer aldı.</p>
<p>Listede, 6. sırada Ahmet Ümit, 7. sırada Canan Tan, 8. sırada Yılmaz Özdil, 9. sırada Serdar Özkan, 10. sırada Demet Altınyeleklioğlu, 11. sırada Orhan Pamuk, 12. sırada Ahmet Turgut, 13. sırada Mümin Sekman, 14. sırada Mustafa Armağan, 15. sırada İlber Ortaylı, 16. sırada Turgut Özakman, 17. sırada İnci Aral, 18. sırada Yavuz Bahadıroğlu, 19. sırada Reha Çamuroğlu ve 20. sırada Kahraman Tazeoğlu bulunuyor.</p>
<p>’’En Çok Kazanan Yazarlar’’ listesinde yer alan 20 yazarın toplam telif geliri, listenin ilk kez yayınlandığı 2008’e göre yüzde 183 artarak, 11 milyon lira oldu. En çok kazanan 20 yazar, 2011’i 68,7 milyon lira ciroyla kapattı. Ayrıca 2011 boyunca en çok satan 20 kitabın tamamı 100 bin sınırını aştı.</p>
<p><em>Kaynak:haber7.com</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/iste-en-cok-kazanan-20-yazarin-listesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cebelitarık Postası</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/cebelitarik-postasi/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/cebelitarik-postasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 May 2012 17:12:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[1768-1848 yılları arasında yaşamış olan Fransız edebiyatçı François-René de Chateaubriand yukarıdaki hikâyeyle başlıyor “Son İbni Sirac’ın Maceraları”* isimli kitabına. Kuzey Afrika ve İspanya’ya yaptığı gezilerden topladığı malzemeyle yazdığı bu kitabın ana mevzuu, Endülüs’ten ayrılmak zorunda kalan İbni Sirac Kabilesi’nin son umudu olan İbni Hamid’in başından geçenlerdir. İbni Hamid için soyağacına ulaşmak, nereden geldiğini bilmek, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1768-1848 yılları arasında yaşamış olan Fransız edebiyatçı François-René de Chateaubriand yukarıdaki hikâyeyle başlıyor “Son İbni Sirac’ın Maceraları”* isimli kitabına. Kuzey Afrika ve İspanya’ya yaptığı gezilerden topladığı malzemeyle yazdığı bu kitabın ana mevzuu, Endülüs’ten ayrılmak zorunda kalan İbni Sirac Kabilesi’nin son umudu olan İbni Hamid’in başından geçenlerdir.<br />
İbni Hamid için soyağacına ulaşmak, nereden geldiğini bilmek, bir tutku hâlini almıştır. Her türlü tehlikeyi göze alır; kimliğini gizler ve ilâçlık ot toplayan bir hekim kılığında atalarının izini sürmek için karşı kıyıya, karşı kıtaya geçer. Yeşil bir ormanın üzerinde yıldızlar gibi parlayan Elhamra’nın kuleleri, Cennetülârif Sarayı ve Elbeyza görününce uzaktan uzağa, yüreği parçalanacak gibi olur.<span id="more-52"></span></p>
<p>Gece vakti kaldığı Arap Hanı’nda uyku tutmaz ve dışarı çıkar. Şehri dolaşırken, yenenlerin yenilenlerin yataklarında yattığını görmek ona çok ağır gelir. İbni Hamid’in bu yolculuğu aynı zamanda bir hakikat yolculuğudur. Bu yolun diken ve engellerle dolu olduğunu söylemek abestir. Nefret, acı, ümit ve yeis hislerinin sarmalında sıkışıp kalmış bu asil gencin kaderinde, o atmosferden çıkıp bambaşka bir imtihanın ortasına düşmek vardır. Hayatının en büyük imtihanı olacaktır bu; bir varoluş imtihanı. Bütün gece dolaşan İbni Hamid, sabah olunca, kiliseye gitmek üzere evinden çıkan Donna Blanca’yı görür. Gönlünde artık vatan sevgisinden başka bir şey de vardır. Kısa sürede birbirlerine iyice bağlanan bu iki insan, zamanla bir dönüm noktasına gelirler. Ya evlenecek veya sonsuza kadar ayrı kalıp birbirlerinin yasını tutacaklardır. Evlenmek için iki tarafın da şartı aynıdır: Benim dinimi kabul et! İkisi için de din değiştirmek kabul edilemez bir durumdur.</p>
<p>Hikâyenin kalan kısmında sıkı bir Hristiyan olan yazarın tarafgirliğine şahit oluruz. Şeref, cesaret, asalet gibi kavramlara farklı bir mânâ yükleyen yazar, bir yerde İbni Hamid’e şunları söyletir: “Cesareti ile meşhur olan bu muharip genç (Fransız bir şövalye), burada (camiden bozma bir kilisede), Yaradan’ın önünde en zavallı, en silik bir insan gibi içini döküyor. Öyleyse ben de zaferin ve şövalyelerin Tanrısına ibadet edeyim.” İbni Hamid tam mermerin üzerine diz çökeceği sırada bir lâmbanın ışığında, yarı dökük alçıların altında Kur’ân’dan bir âyet fark eder ve kendisine sadakatsizlik etmesine ramak kala, bu kiliseden dışarı fırlar. Dışarıda Donna Blanca ile karşılaşır. İbadet için kiliseye gelen genç kız şu sözleriyle vurucu darbeyi indirir ona: “Sıhhatimin bozulduğunu fark etmiyor musun? Şu ölüler diyarına bak, ne güzel! Hristiyanların mihrabı önünde benim dinimi kabul etmekte gecikirsen biraz sonra ben de onların arasına karışacağım. Kendi kendimle yaptığım mücadeleler yavaş yavaş ömrümü kemiriyor. Sana karşı duyduğum sevgi, tehlikede olan hayatıma dâima destek olmaz. Senin ifadenle söylüyorum: Düşün ki, ey Mağribî, mumu yakan ateş, onu tüketen ateştir.”</p>
<p>Artık olan olmuş, Mağribî (İbni Hamid )yenilmiştir. Blanca’nın ölümünü düşünmek Hamid’in kalbindeki diğer hisleri silmiştir. Kendi kendine şöyle düşünür: “Belki de hakiki ilâh, Hristiyanların tanrısıdır. Bu Tanrı, mademki Blanca’nın, Don Carlos’un (kızın savaşçı ağabeyi) ve Lautrec’in (Fransız şövalye) Tanrı’sıdır, demek ki bütün asil ruhların tanrısıdır.”</p>
<p>İbni Hamid teslimiyetini ifade etmek üzere kızın, ağabeyinin ve şövalyenin hazır bulunduğu meclise gelir. Koyu bir sohbet başlamıştır. İbni Hamid, herkesin içten konuşmalar yaptığı esnada, Don Carlos ve kız kardeşinin Siracoğullarını yurtlarından kovan, atalarının mezarını korumak isteyen ihtiyar bir Siracoğlu’nu öldüren Bivarlar soyundan geldiğini anlar. Aşk bütün cazibesiyle gönlünü sarsa da, işkenceyi yapanlar ile işkenceye mârûz kalanların torunlarının bir araya gelmesi fikri onu ürpertir. Ataları mezardan çıkarak, mukaddesatı çiğneyen bu birleşmeyi onun yüzüne lânetle vuracaklarmış gibi hisseder. Kimliğini açıklar, son İbni Sirac olduğunu söyler. Ve Blanca’nın kederinden bayılmadan önceki tavsiyesine uyarak çöle döner; Mekke’ye giden bir kervan bulur ve hacılar arasına karışır.</p>
<p>Aşk ne kadar güçlü bir duygu olursa olsun, Hamid’in, dinini bu ‘az bir bedele’ karşılık satma noktasına gelmesi bir mü’mine muhakkak ki ağır gelir. Hikâyede koyu bir Hristiyan olan Chateaubriand kendi anlayışını ortaya dökmüştür. Nihayet, kalem onun elindedir. Kaleme karşı mücadele yine kalemle olur diyerek, İbni Hamid’e şöyle bir akıbet daha uygun olurdu:</p>
<p><strong>CEBELİTARIK POSTASI</strong></p>
<p><strong>Dedenin mektubu</strong><br />
Adını hafife alma e mi torunum!<br />
Son gülüsün sen Siracoğlu’nun.<br />
Sen kadar soylu baba yadigârı şu tay,<br />
Uçar, geçersin dereleri hendekleri!<br />
Gayrı dert etme nasıl yetişirim diye,<br />
Kır, kırabildiğin kadar zinciri, paslı kilidi!<br />
Sarığın kaç yüzyıldır sancağı bu obanın,<br />
Çamurdur, kardır, kirlenebilir.<br />
Başını ver, onu verme torunum, yoksa<br />
Bütün kemiklerimiz sızlayabilir.<br />
<strong>Torunun cevabı</strong><br />
Adımı, mümkün mü hafife almam!<br />
Bir sabah vakti ezanla kulağıma okunan;<br />
Hamîd, Hamîd&#8230; Sirac’ın oğlu,<br />
Şimdi gel gör ki torununu,<br />
Bol geliyor biçtiğiniz elbise!<br />
Ne sarığa geliyor daracık alnı,<br />
Ne de üzengiye varıyor ayacıkları.</p>
<p><strong>Dede</strong><br />
Kılıcın, güzel torunum, tarife gelmez kılıcın!<br />
Rivâyet edilir ki, dünyaya küsende ol Zülfikâr.<br />
Çift dilli cennet yılanı Şah-ı Merdân Ali’nin,<br />
Almış yerini kınında Siracoğlu Ali’nin,<br />
Çalarken ataşı son gemiye Tarık’la.<br />
Uyuşursa parmakların, karıncalanırsa beynin,<br />
Kapa gözlerini, okşa kılıcını.<br />
Budur azığı Mağribli yiğitlerin!</p>
<p><strong>Torun</strong><br />
Uğruna yola düştüğüm mâbedi buldum<br />
Ne çok kapısı vardı.<br />
Hayal ettim orda her gün yıkanan insanları,<br />
Her kapısında paslı birer kilide rastladım.<br />
Tek hamleyle açacak usta olaydım,<br />
Ama biraz et, biraz kemiksem<br />
Çok çok da zaafım.<br />
Allah’ım bu kilit kırılmazsa,<br />
Kılıcımı ya kıracağım ya kalbime saplayacağım!</p>
<p><strong>Dede</strong><br />
Her göçmen gül varmak ister ata yurduna.<br />
Gırnata, ah Gırnata!<br />
Orda her güle yanmak vardır bir kere,<br />
Belki Rosa o ateş, belki Donna Blanca…<br />
Ne denli paslı da olsa kilit kilittir,<br />
Çifte su verilmiş bilek onu bükecektir!<br />
Siz var ya siz fanus çocukları,<br />
Kasem ederim açacaksınız bir gün,<br />
Güneşler saklayan mâbedin kapılarını!</p>
<p><strong>Torun</strong><br />
Rüyamda babamı gördüm, umut iyidir diyordu,<br />
Ufacık karıncaydım, Hac yoluna revandım,<br />
Çölün ortasındayken, ramak kalmıştı, yanmaya,<br />
Dilim başladı adını sayıklamaya,<br />
Kırıldı kilitler, kapılar açıldı,<br />
Mâbedin orta yerinde Zehra.**</p>
<p><strong>* Son İbni Sirac’ın Maceraları, François-René de Chateaubriand, MEB Yayınları.<br />
** Hazreti Fâtıma (r.anha) için kullanılan bir sıfat. Endülüs’te aynı isimle anılan bir de cami mevcuttur.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/cebelitarik-postasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Film Festivali&#8217;nde 200 Film Gösterilecek</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/istanbul-film-festivalinde-200-film-gosterilecek/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/istanbul-film-festivalinde-200-film-gosterilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 20:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[31.İstanbul Film Festivali&#8217;nde 200&#8242;ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak. Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart&#8217;ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi. Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: &#8216;Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">31.İstanbul Film Festivali&#8217;nde 200&#8242;ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak.</span></p>
<div>
<div>Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart&#8217;ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi.</div>
<div></div>
<div>Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</div>
<div></div>
<div>&#8216;Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış bir Türk yönetmenin bize destek vermesinden çok mutlu olduk. Murathan Mungan da ulusal yarışmamızın jüri başkanı olacak. Bu yıl ulusal yarışmamız çok iddialı olacak çünkü birçok filmin Türkiye ya da dünya prömiyerini ilk kez İstanbul&#8217;da yarışma sırasında görecek izleyicilerimiz. Çok sayıda konuk da gelecek. O konuklardan biri de Marjane Satrapi olacak. Animasyon bir yapım olan &#8216;Persepolis&#8217; adlı filmiyle ilgi çeken Yönetmen, yabancı film Oscar&#8217;larında son 5&#8242;e kalmıştı. Satrapi&#8217;nin son filmi</div>
<div><span id="more-36"></span></div>
<div></div>
<div>&#8216;Chicken Plums&#8217; da festival kapsamında gösterilecek.&#8217;</div>
<div></div>
<div>Ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmalarının dışında, bir de İnsan Hakları yarışmasının düzenleneceğini dile getiren Tan, &#8216;Belgesellerden çocuk filmlerine, deneysel filmlerden, genç yönetmenlerin filmlerine kadar çok farklı bölümlerimiz olacak. Bu yıl aynı zamanda &#8216;Çin Yılı&#8217;nı kutluyoruz. 2014&#8242;te de Çin de &#8216;Türkiye Yılı&#8217; olacak. Karşılıklı bir işbirliğimiz söz konusu. Çin ile özel bir işbirliği gerçekleştiriyoruz&#8217; diye konuştu.</div>
<div></div>
<div>-&#8217;Mütevazı bir bütçeyle festival yapıyoruz&#8217;-</div>
<div></div>
<div>Azize Tan, Türkiye&#8217;de sürekli yapılan bir organizasyonun dünyadaki benzerleriyle kıyaslandığını, &#8216;Niye biz bir Berlin ya da Cannes olamıyoruz-&#8217; diye sorulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:</div>
<div></div>
<div>&#8216;Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, İstanbul Film Festivali, organizasyonun içeriği ve düzenlenmesi açısından yurt dışındaki örnekleriyle hakikaten aynı seviyede, aşağı kalır bir yanı yok. Üstelik bunu da onlara göre çok mütevazı bir bütçeyle yapıyoruz. Ama iş alt yapıya geldiğinde biz ne yazık ki çok geride kalıyoruz. Büyük festivaller, içinde bulundukları belediyeler ve hükümetler tarafından çok ciddi destekler alıyor. Bunların birer festival sarayları var. Mesela Berlin Film Festivalinin 2 bin kişilik bir sarayı var. Ses ve görüntü kalitesi çok iyi.&#8217;</div>
<div></div>
<div>Yıllardır Beyoğlu&#8217;ndaki sinemalarda festival düzenlediklerini söyleyen Tan, sinemaların tek tek kapanmasının kendilerini çok etkilediğini belirtti.</div>
<div></div>
<div>Azize Tan, Türk sinemasında çok genç ve dinamik bir kuşağın yetiştiğine dikkati çekerek, &#8216;Türkiye de bir film enstitüsünün olmaması Türkiye sinemasının tek bir elden idare edilememesine neden oluyor. Oysa her ülkenin ulusal film enstitüsü bulunuyor. Türk filmlerinin yurt dışı tanıtımları da daha kurumsallaşmış bir şekilde yapılmalı&#8217; dedi.</div>
<div></div>
<div>-Dizi sektörünün popülaritesi sinemayı tetikleyebilir&#8217;-</div>
<div></div>
<div>Türkiye&#8217;de dizi sektörünün önemli bir noktaya geldiğine vurgu yapan Tan,</div>
<div></div>
<div>&#8216;Dizi sektöründeki bu başarıyı Türk sineması da yakalayabilir. Dizilerin yarattığı bu popülarite Türk filmlerini destekleyebilir. Bunlar sektörel anlamda birbirini besleyen şeylerdir. İki sektörün güç birliği yapması Türk sinemasını önemli yere getirecektir&#8217; dedi.</div>
<div></div>
<div>Azize Tan, 31. Film Festivalinin, İKSV&#8217;nin 40. yılına denk gelmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade ederek, açılışın Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılacağını söyledi.</div>
<div></div>
<div>Tan, 31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında her yıl dağıtılan &#8216;Sinema Onur Ödülleri&#8217;nin Türk sinemasına yıllar boyu emek veren Yönetmen Ali Özgentürk, Oyuncular Ayşen Gruda ile Halit Akçatepe ve Türkiye&#8217;nin ilk kadın film eleştirmeni Sevin Okyay&#8217;a takdim edileceğini kaydetti.</div>
</div>
<p><strong>Kaynak:</strong> www.haberler.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/istanbul-film-festivalinde-200-film-gosterilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elveda</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/affettim/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/affettim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 20:10:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[SIIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[herkesi sen sanarak ararım her yüzde seni gizem/in sırrın basıp gitsede sırra kadem’e seni ben,gönlüm de eş,gönül nikahlım bilirim sözden öteye geçmez bilirim de anlatamam ki, yaralarım kabuk bağladıkça,kanar durmaz sızılarım bir kızılca kıyamet kopsa da içimde,yinede sen diye ağlarım sana sırılsıklam aşık olduğumu defalarca duyan, sevgi bahçemde bülbüller figan etmiyor,senin yokluğunda. zaman,zaman dayanmaya çalışıyorum,çığlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>herkesi sen sanarak ararım her yüzde seni<br />
gizem/in sırrın basıp gitsede sırra kadem’e<br />
seni ben,gönlüm de eş,gönül nikahlım bilirim<br />
sözden öteye geçmez bilirim de anlatamam ki,</p>
<p>yaralarım kabuk bağladıkça,kanar durmaz sızılarım<br />
bir kızılca kıyamet kopsa da içimde,yinede sen diye ağlarım<br />
sana sırılsıklam aşık olduğumu defalarca duyan,<br />
sevgi bahçemde bülbüller figan etmiyor,senin yokluğunda.</p>
<p>zaman,zaman dayanmaya çalışıyorum,çığlık çığlığa haykırışlarımı duyamıyacaksın</p>
<p>şimdi sen gidiyorsun ya,bende gidiyorum,dönünmez yollara,<br />
yüreğim artık bende yok,sende kaldı yüreğim bunu bilesin ey yar.<br />
gönlümü çalıp da giden sevgili,kelimelerimin bittiği yerdeyim.</p>
<p>gidişim,sevgimin yüceliğinden,sensizliğimin acizliğinden,<br />
ifade etmeye çalışsam,tepeden tırnağa sen olmuşum,<br />
öyleyse,sessiz çaresizlikler içersindeyim ki,ah be sevgili,<br />
bir sen bil beni,bir de gözyaşlarıma anlattığım zerzenişlerim.</p>
<p>/ masalımız vardı hiç kimsenin bilmediği görmediği,şimdi elveda demenin vaktidir sevgili/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/affettim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Microsoft’tan Nook Hamlesi!</title>
		<link>http://www.edebisanat.com/merhaba-dunya/</link>
		<comments>http://www.edebisanat.com/merhaba-dunya/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 18:29:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>impress</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebisanat.com/?p=1</guid>
		<description><![CDATA[Bu kısa albüm, birbirine değen, aynı iş yerini ya da sendikayı paylaşan, eylemlerde yan yana yürüyen, hayalleri kesişen, geceleri kadeh tokuşturan, konserlerde birlikte dans eden kadınların kolektif emeğinin bir ürünüdür. bANDiSTA’daki kadın icracıların çağrısıyla 8 Mart için beraber şarkı söylemek üzere yola çıktık; günlerce yan yana, her bir kelime hepimizin içine sinene kadar uğraştık, birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu kısa albüm, birbirine değen, aynı iş yerini ya da sendikayı paylaşan, eylemlerde yan yana yürüyen, hayalleri kesişen, geceleri kadeh tokuşturan, konserlerde birlikte dans eden kadınların kolektif emeğinin bir ürünüdür. bANDiSTA’daki kadın icracıların çağrısıyla 8 Mart için beraber şarkı söylemek üzere yola çıktık; günlerce yan yana, her bir kelime hepimizin içine sinene kadar uğraştık, birlikte yazdık, söyledik, kaydettik, sözleri yazarken çoğu kez birbirimizin cümlelerini tamamladık; uzlaşamadığımız noktalarda yepyeni cümleler kurduk.</p>
<p>Bu şarkıların yazılması Türkiye’deki feminist hareketin 30. yılına denk geldi… Bu 30 yıl, bugün bu sözü söylememizi mümkün kılan, ortak mücadelemizin dilini yaratan bir tarih, tarihimizdir. Umarız ki şarkılarımız bize hayatımızın her alanında güç ve ilham veren bu harekete bir katkı olsun.</p>
<p><strong>Yalnız ve hep birlikte, var olduğumuz her yerde,<br />
Yaşasın kadın dayanışması!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebisanat.com/merhaba-dunya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

