Küçük ve çelimsiz bir karınca, yuvasından başını çıkarttı ve bir güzel etrafı izlemeye koyuldu. Önce gözlemledi, ne tarafa gideceğini buldu. Yuvadan çıktı ve etrafındaki ürkek gözlerle bakan diğer karıncaları gördü. Karıncalar birbirini tanımıştı. Aynı aileden geliyorlardı.
Bizim karınca önce yemek masasının bacağına tırmanmaya başladı. Uzun ve kavisli bir yürüyüşün sonunda, düşe kalka da olsa masaya ulaşmış ve bunun mutluluğunu yaşıyordu. Masayı, masadaki yiyecekleri iyice bir süzdükten sonra gözü reçele takılmış olacak ki; o yöne doğru hareket etmeye başladı. Reçelin kenarından uzandı; kavuşamadı, içine girmeye cesaret edemedi. Sonunda bir cesaret ile içine girdi; daha doğrusu battı. Girer girmez reçel, onu bataklığa saplarmışçasına kendine çekmeye başladı. Ne reçel süttü ki; karınca çırpındıkça tereyağı olsun, ne de karınca kurbağaydı ki; çırpınışları o derece kuvvetli olsun. Ben de dayanamayıp çıkardım karıncayı reçelden. Sevindiği her halinden anlaşılıyordu. Kendi etrafında dönmeye başladı; ama reçel yüzünden düzgün hareket edemiyordu. Baktım olmayacak, karıncayı bir de sildim. Zavallı sevinçten ne yapacağını bilemiyordu. Masada gezinmeye başladı tekrar. Sonra kaybettim onu, bulamadım. Öldü zannettim. Silerken belki de öldürmüştüm ya da zarar vermiştim farkında olmadan.
Karınca benim sevdiğim hayvanlardandır. Sürekli çalışması tabii ki takdire şayan bir durumdur; ama ben karıncanın daha çok masumiyetini ve masumiyetinin bitiş noktasındaki, akşam babasının işten eve gelmesini bekleyen çocuk misali heyecanlanan ve umutlanan mücadelesini seviyorum.
Karıncalar öyle zararsız hayvanlar ki; kıyamıyorum onları ezmeye veya öldürmeye. Karınca öldürdüğüm zaman kendimi suçlu hissetmişimdir hep. Suç mu pişmanlık mı tam olarak onu da kestiremiyorum. Suç olsaydı bir cezam da olurdu. Her suçun bir bedeli, her suçlunun bir savunması vardı. Savunmam genelde olurdu. Ya karınca beni çok rahatsız etmiştir ya da her zaman olduğu gibi olmaması gereken bir yerde bulunmuştur. Ben de onu öldürmüş ve beni rahatsız ettiği gerekçesini güneş tutulmasından gözümü korumak için takmışımdır. Eee, kanunlarda da karınca öldürmek suç değil; o zaman geriye pişmanlık kalıyor tabağımda. Pişman oldum demek ki. Karınca öldürdüğüm için pişman oldum ben. Aslında küçükken bir keresinde karınca parmağımı ısırmıştı ve ben de hepsine küsmüştüm. Karıncaların o kadar da iyi hayvanlar olmadığını anlamıştım, karıncalar da bize zarar verdiğine göre onları öldürmemizde sakınca yoktu. Hatta o zaman inadımdan bir süre de karınca öldürmüştüm. Hiç de pişmanlık hissetmemiştim. Acaba olgunlaştım, büyüdüm de ondan mı böyle oluyor? Utanmasam; karınca öldürdüğüm için ağlayacağım. Of, kendime gelmeliyim. Hem benim yüzümden ölmedi ki, kendinin her bulduğu yiyeceği yeme isteği yüzünden öldü. Olsun, dikkat etmeliydim.
Onların da canı vardı sonuçta. Bir de bu konu vardı değil mi? Bizim canımız bu kadar değerli, nezle olsak bir hafta istirahat ederiz; ama o hayvanlarınki değerli değil. İş ise iş. Çoğu karınca çoğu insandan çok daha fazla çalışıyor, yoruluyor, hatta dünya için daha fazla katkıda bulunuyor. Onlarınki olunca değersiz, bizimki olunca değerli. Bütün parasını kumarda yiyen bir adamınkinden, öz kızını terk eden bir anneninkinden, karısına şiddet uygulayan bir kocanınkinden, ailesi elinden gelen her şeyi yaptığı halde isyan eden çocuğunkinden çok daha değerli karıncaların kalpleri bence. Bunu bir de biz insanlara anlatmak lazım aslında. Düşünsenize, her gün tepenize birinin basacağı korkusuyla yaşamanın korkunçluğunu, yemek bulabilmek için istisnasız her gün evden saatlerce uzağa yürümenin ve bulduklarını sırtında taşımanın çilesini kaldırabilir miyiz biz ademoğulları, havvakızları? Onların da aileleri var; anneleri, babaları,kardeşleri, çocukları… bir gün uyanıyorsunuz, bir haber: anneniz adını şu an belirleyemedikleri bir cisim tarafında ezilmiş. Korkunç olurdu herhalde.
Karınca, tekrar göründü. Açlığını bastırmak için biraz ileride gördüğü beyaz küpün üzerine doğru yürüyordu. Yaklaştı, yaklaştı ve üzerine çıktı. Zafere ulaşmış, bayrağı düşman toprağına dikmiş olmanın kahramanlığıyla baktı aşağıya, aşağıdakilere. Diğer karıncalar başaramamanın ve başkalarının başarılarını izlemek zorunda oluşun acısını ve nefretini bütün vücutlarında hissediyorlardı. Karınca beyaz küpü yemeye başladı. Daha öncekilerden farklıydı sanki bu. Ne olursa olsun çok güzeldi beyaz küpün tadı. Bıraksalar hepsini yiyebilirdi. Birden beyaz küp hareket etmeye başlamıştı. Karınca da onunla birlikte bir yerlere götürülüyordu ve sonunda beyaz küp annemin çayının içerisine atıldı karıncayla birlikte. Çırpınıyordu; ama sonunda hem haşlandı hem de boğuldu. Hepsini görmüştüm; fakat nedense hiçbir şey yapmamıştım. Karınca, asıl şimdi ve benim yüzümden ölmüştü. Geride sadece çayın yüzeyine çıkmış ölü arkadaşlığını korkulu gözlerle izleyen karıncalar kalmıştı. Ben bilerek bir karınca daha öldürmüştüm
Beyaz Küp
Previous post: EY AŞK NEREDESİN ? 51
Next post: Gidişinin Ayak Sesinde Kaldı Bahar

right>
right>

You must log in to post a comment.